Posted by: yeguner | Şubat 11, 2007

Özgü Namal rol yapmıyor, gerçekten hiperaktif!

Axess reklamlarının sakar, sempatik ve hareketli kızı Özgü Namal, gerçek hayatında da yerinde duramayan çizgi film karakterlerine benziyor. Çocukluğunda çok enerjik olduğunu ve halen kapalı mekânda beş dakika dursa titreyip sallanmaya başladığını itiraf eden Özgü Namal, hiperaktifliğin bir hastalık olduğunu sonradan öğrendiğini ifade ediyor. ‘Beynelmilel’ filmindeki başarılı performansı halen akıllarda olan Namal önümüzdeki hafta sonu ‘Polis’ filmiyle izleyicilerin karşısına çıkacak.Özgü Hanım, kendinize bir soru sorar mısınız?

Ben mi? Alışkın değilim. Genelde cevaplamak üzerine programlandım. (Gülüyor) Siz söyleyince, soru sormayı özlediğimi hatırladım.

Geçen yılki temponuz sizi Karacaahmet Mezarlığı’na servis etmemize yetmedi ki bu yıl da atom karınca modundasınız. Beynelmilel’in ardından Polis ve Mutluluk filmleri geldi. Film setinde leylek mi gördünüz?

(Gülüşmeler) Yazın Tarsus’ta gördüm, ama leylek değildi. Başka kuşlardı. Aslında hiçbir şey yapmıyorum şu an. PR çalışmaları dışında tüm yoğunluğum diziden kaynaklanıyor. Haftanın altı günü çalışıyorum. Kalan bir günde de dublajdayım. 7 saat uyursam çok iyi bir şey, 8 saat muhteşem bir hediye, 6 saat uyursam şikâyetçi değilim, 5 saat uyursam kârdır.

Dışarıdan bakan, Özgü Namal’ın önüne gelen her projeyi kabul ettiğini düşünüyor…

(Gülüşmeler) Tabii tabii, delirdi çünkü o. Başka hiç işi yok… Çok da umurumda değil dışarıdan görülen. Bunun böyle olmadığını biliyorum. Sonuçta farklı zamanlarda 3 film çektik. Cuma günleri tiyatrom var. Dizi olmasa gerçekten şu an hiçbir şey yapmıyor gözükürüm. Setlerin çalışma şartları çok zor. Hayatımız beklemekle, yolda ve mekan değiştirmekle geçiyor. Ben sadece oyunculuk yaptığım anları çok seviyorum. Bu da bir günde toplam 15 dakikadır… Bulunduğum ortamı hemen şenlikli hale getiririm, affetmem valla. Hemen kudururum. Çocukken de böyle enerjiktim. İstanbul’un güzel olan son dönemine yetiştim. Oyunlarımızı kendimiz uydururduk. Dut sallar, elma kaçırır, sokaktaki suyu içer, ishal olurduk. Maalesef bilgisayar şimdiki çocukların hayallerini öldürdü. Sonradan bu enerjik halimin hastalık olduğunu öğrendim. Sette kapalı mekânda beş dakikadan fazla durursam titremeye, sallanmaya ve şarkı söylemeye başlarım. Kontrol altına almaya çalıştığım bu enerji, oyunculuk anında çok işime yarıyor.

Yaşınız 29 oldu ve sizin bu yıl için verdiğiniz bir bebek sözü vardı. Ne oldu?

Çocuk doğurmam yasak şu an, sözleşmelerim izin vermiyor. (Gülüyor) İşin şakası tabii. Kim bilir, ne zaman dedim bunu? O sözü verdiğimde 26’sındaysam, boştum muhtemelen. Boşlukta söylenmiş bir laf. Nereden bilebilirdim böyle olacağını. Şunu gelin 35 yapalım. Hâlâ çok istiyorum çocuk sahibi olmayı. Çocuk sahibi olacağım, tabii ki evlilik de yapacağım.

Bu çocuk, tv dizisinde taşıyıcı anneliğini yaptığınız çocuk olmayacaktır herhalde…

Hayır kendi çocuğum olacak. Taşıyıcı annelik konusuna hiçbir önyargım yok. Dizide sadece durum tespiti yapıyoruz, önermiyoruz. Öyle bir şey gerçekte başıma gelirse ne yapacağımı bilemiyorum. Taşıyıcı anneliğin çok kolay yapılan bir şey olmadığını, kahramanlık olduğunu düşünüyorum. Yapsaydım bile tanımadığım biriyle yapardım. Bu, bu kadar korkunç bir şey değil. Bu üvey baba, üvey anneden daha öte bir travma değil, büyütülüyor sadece. Ben hiçbir taraftayım. Rolümü oynuyorum, bunu korumak-savunmak durumunda değilim. Bana en son Polis filmindeki ‘Funda’yı sorsanız onu savunmam ki, onu gidip yönetmen Onur Ünlü’ye sormak lazım.

Evden ayrılarak kendi başınıza yaşamak size ne kazandırdı, ne kaybettirdi?

Tabii ki daha fazla sorumluluk sahibi yaptı. Zaten öyle bir hayat tarzıyla da yetiştirilmiştim. Sadece doğalgaz faturasını ödemeyi unutuyorsunuz, kira gününü geçiriyorsunuz filan. Ailemle iyi görüşürüm. Ben gitmesem onlar gelir. Ayrılınca babamda biraz burukluk oldu tabii.

Oğlak burcunun inatçılığı yok sizde ve her şeyi oluruna bırakıyor gibisiniz.

Evet öyle. Çünkü hayatın doğal olduğuna inanıyorum. Bu inanılmaz matematik ve akışı değiştirmeye çalışmak bir zaman kaybı. İstediğiniz kadar çabalayın, bir şey oluyorsa oluyordur, olmuyorsa olmuyordur. 6 milyar insanın bir trende olduğunu düşünün. O trende kompartıman, peron değiştirebilirsiniz, yataktan düşersiniz. En fazla aşağıya atlarsınız. Geleceği kurgulamak, geçmişe takılmak anlamsız. Zaman diye bir şeye inanmıyorum. Zaman, bir gazete adı. (Gülüyor) Bir tek şu an var; dem bu demdir.

Bu hafta sonu gösterime girecek Polis filminde Funda rolündesiniz. Yine alışık olduğumuz Özgü Namal tarzı oyunculuk var, öyle değil mi? Tek farkı kendisinden 40 yaş büyük bir polise âşık olması…

Âşık değilim aslında. Bu platonik bir aşk. Musa Rami (Haluk Bilginer) bir aşk duygusu besliyor bana. Funda arkadaşça ve abi olarak görüyor. Zaten finale yaklaşırken Musa Rami duygularını deşifre ettiğinden Funda çok şaşırıyor. Funda bitirme tezini hazırlarken aklında da satranç turnuvasını kazanmak var. Musa Rami de kendine yardımcı olduğu için mutlu oluyor. Onun anlattığı hikayeler, paylaştığı dokümanlar, kullandığı yöntem ve olgular çok çekici geliyor. Sanırım zekâsına hayran. O da karışık hayatının içinde Funda’nın ışığından, parıltısından, gençliğinden etkileniyor. Ama kesinlikle tek taraflı.

Haluk Bilginer’le oynamak nasıl bir duygu?

Çok özel bir şey tabii ki. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu ülkenin en tecrübeli oyuncularıyla oynama fırsatı buldum. Bir iki isim kaldı, oynamak istediğim. Her anı ders gibiydi, yaptığı her şeyi gözlemledim. Bu arada heyecanlanıp panik olduğum, Haluk Bilginer’in performansına yetişmeye çalıştığım zamanlar oldu. Keşke Haluk abi gibi adamlar bu ülkede çok olsa…

Uzun metrajlı ilk filmini çeken yönetmen Onur Ünlü’yle çalışmak dezavantaj mıydı?

İlk filmler amatörlükler barındırır; ama Onur beni dehşete düşürdü. Böyle bir zeka, matematik anlayışı, işe hakim olmak… Şöyle bakıp bakıp, ‘Kardeşim kaçıncı filmini çekiyorsun sen?’ dedim. Umarım Polis iyi bir gişe yapar. Daha güzel projeleri olacak Onur’un. ‘Bana rol oynatmasan da arkadan gelip geçeceğim.’ dedim.

Polis’te ‘Sensiz Saadet Neymiş’ isimli 1968 tarihli bir şarkıyı söylüyorsunuz. Elinize geçen bu fırsatı da iyi değerlendirmişsiniz?

Evet ama bir yerde şarkı söylemek gibi bir derdim yok benim. Evde zaten söylüyordum, katıldığım programlarda da söylemeye başladım. Bu Okan Bayülgen’in yüzünden oldu, elime sürekli mikrofon tutturdu. Onur Ünlü, ben okuyunca çok şaşırdı. Fena olmadı valla.

Siz gerçekte bir polise âşık olabilir miydiniz?

(Gülüyor) Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. Büyük konuşmamak lazım.

Musa Rami ‘Şiddete meyyalim vallahi dertten’ diyor. Dertler sizi neye meyyal eder?

(Gülüyor) Şiddete başvurmamaya çalışıyorum. Başvursam fecaat olur. Musa Rami’nin böyle çok güzel lafları var filmde. Bu lafları çok seviyorum. Bu anlamda Onur Ünlü’nün senaryosu çok zekice ve çok derin. Senaryoyu okuyunca ‘Niye Musa Rami’yi ben oynamıyorum?’ dedim. Niye böyle kadın rolleri yazılmıyor? Onur, ‘Tamam yazacağım.’ dedi ve beni kandırdı.

Bu şirin görünen Özgü Namal’ın ruhunda asabi bir taraf da varmış gibi geliyor bana?

(Kahkahalar) Allah Allah! Asabiyetimi perdeliyorum ha! Herkes kadarım. İlla oyuncuyum diye, şöhretim diye niye illa bir şeyler bende fazla olmak zorunda, niye herkes kadar olamıyor? Niye bizim asabiyetimiz sizinkilerle aynı olmasın? Tam tersine olduğum gibiyimdir.

Ahmet Hakan sizi ‘ailesinin aşırı şımartması nedeniyle lüzumsuz bir özgüven oluşturmuş sinir kızlara’ benzeterek; ama ülkenin en sempatik kızı gibi yaptığımzı söyledi. Ne dersiniz?

Bu konuda hiç yorum yapmadım, yapmayacağım da. Sevgilerimi saygılarımı sunuyorum; ellerinden öpüyorum, canım ağabeyimdir kendileri. Bana halk bayılıyor, üzerime atlıyorlar. Ünlü görünce uzaktan parmakla göstermek var, bir de gelip tanışmak. Onların sevgisi karşısında kafam önüme eğiliyor. Ben onların yanında mütevazı olmak zorunda kalıyorum.

Komedi rolleri niye teklif edilmiyor size…

Komediyi tiyatroda oynuyor ve öğreniyorum. Birini güldürmek, ağlatmaktan daha zor. Öyle teklif gelmedi hiç. Gelirse de iyi bir senaryo olmalı. Biz de çok iyi komedi senaryosu yazılmıyor.

Kredi kartlarınız arasında Axess var mı?

Evet taşıyorum. (Gülüşmeler) Ulus Pazarı kapatıldığı için gidemiyorum. Belediyeye sesleniyorum: Ulus Pazarı’nı açıınn! Giysilerimi Akmerkez’den de alıyorum, Aznavur Pasajı’ndan da.

Kısa metrajlı film çekmek istiyorsunuz bir de, derininden. Nedir derinlikten kastınız?

İlla derin bir hayat felsefem olması gerekmiyor. Gören, izleyen, araştıran bir insanım. Amerikan ve Avrupa sinemasına bakınca doğal olarak ‘Bizde niye böyle filmler yapılmıyor?’ diyorum. İzlediklerime özenip, kıskanıyorum. Karakterlerin derinlikli olması lazım. Beynelmilel’deki rolüm kötü müydü? Onun iyi olmasının nedeni o karakterin iyi yazılmasıdır işte.

‘Hayata soru sorabilen ve hayatın da bana soru sormasına izin veren bir insanım’ demişsiniz. Hayata karşı sorduğunuz en anlamlı soru ve aldığınız ne idi?

Cevabı karşınızda oturuyor. Cevap ben ve işlerim. Hayata karşı doğru sorular sormuşum ki hayat da bana bunları çok güzel cevaplamış.

“İleride bugünkü yaptığım her şeye gülmek istiyorum’ demişsiniz. Kendinizi ileride Mazhar Osman’lık mı görüyorsunuz?

(Gülüşmeler) Yaa onları 19 yaşında söylemiştim. Röportajdan alınmış bir sözcük o. Yani hayatta hiçbir şeyi ciddiye alıp, dert ve keder olarak büyütmüyorum anlamında söylenmişti. Hayata demagoji yapmıyorum. Hayatta ölümden öte bir gerçek yok. Sonumun ne olacağını biliyorum çünkü. s.zengin@zaman.com.tr

H.Salih ZENGİN

Kaynak:PazarKeyfi/Zaman

Yanıt

ABLA SEN BİTANESİN HAYAT BAŞARILAR SANA KOLAY GELSİN

sizle nasıl iletişim kurabiliriz

ÖZGÜ NAMAL KURTLAVADİSİ_ELİFEYLÜL COKKKKKKKKKKKKKKKKK GÜZELDİİİİİİİİ

hastasıyım ablam sen bitanesin

çoooooook tatlısın özgü yaaa:))

Somehow i missed the point. Probably lost in translation :) Anyway … nice blog to visit.

cheers, Disciplinarian.

Leave a response

Your response:

Kategoriler