Posted by: yeguner | Şubat 11, 2007

Özgü Namal rol yapmıyor, gerçekten hiperaktif!

Axess reklamlarının sakar, sempatik ve hareketli kızı Özgü Namal, gerçek hayatında da yerinde duramayan çizgi film karakterlerine benziyor. Çocukluğunda çok enerjik olduğunu ve halen kapalı mekânda beş dakika dursa titreyip sallanmaya başladığını itiraf eden Özgü Namal, hiperaktifliğin bir hastalık olduğunu sonradan öğrendiğini ifade ediyor. ‘Beynelmilel’ filmindeki başarılı performansı halen akıllarda olan Namal önümüzdeki hafta sonu ‘Polis’ filmiyle izleyicilerin karşısına çıkacak.Özgü Hanım, kendinize bir soru sorar mısınız?

Ben mi? Alışkın değilim. Genelde cevaplamak üzerine programlandım. (Gülüyor) Siz söyleyince, soru sormayı özlediğimi hatırladım.

Geçen yılki temponuz sizi Karacaahmet Mezarlığı’na servis etmemize yetmedi ki bu yıl da atom karınca modundasınız. Beynelmilel’in ardından Polis ve Mutluluk filmleri geldi. Film setinde leylek mi gördünüz? Tamamını Okuyun…

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un Türkiye’den gidişi sürgün mü, kaçış mı yoksa başka bir yere sığınış mı tartışmaya açık; ancak Türk edebiyatının tarihi sürgünlerle dolu. Namık Kemal’den Mehmet Akif’e, Refik Halit’ten Halide Edip’e, Ziya Gökalp’ten Nazım Hikmet’e kadar birçok şair ve yazar, ya gönüllü ya da zorunlu olarak sürgüne gitti. ‘Uzlaşma yerine uzaklaşma’yı seçenlerin listesi o kadar kabarık ki… Ülkesinden, sevdiklerinden ayrılmak Nâzım Hikmet’in deyişiyle ‘zor zenaat’. Sürgün hangi dönemde, hangi görüşte olursa olsun edebiyatçılar için bir ‘alın yazısı’ sanki. Bunu ‘inziva’ olarak görenler olsa da sonuçta ‘sürgün yalnızdır her yerde’.Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un geçtiğimiz hafta Amerika’ya gidişi, kimi yazarlar tarafından ‘sürgün’ olarak değerlendirildi. Pamuk’un bir süreliğine Türkiye’den uzak kalacak oluşu sürgün mü, tehlikeden kaçış mı yoksa başka bir yere sığınış mı, bu tartışmaya açık; ancak şu da bir gerçek ki Türk edebiyatının tarihi sürgünlerle dolu. Namık Kemal’den Refik Halit’e; Tevfik Fikret ve Servet-i Fünuncular’ın Yeni Zelanda’ya kaçma teşebbüslerinden tutun da, Mehmet Akif, Halide Edip gibi kimi aydınların Cumhuriyet’in ilanından sonra yönetici kadroyla farklı düşündükleri için yurtdışında yaşamayı seçmesine; 12 Eylül sonrası bazı Marksist yazarların yurtdışında yaşıyor olmalarına kadar bu kategoride de pek çok isim karşımıza çıkar. Düzenle, yönetimle, etkin görüşle ‘uzlaşma yerine uzaklaşma’yı tercih edenlerin listesi o kadar kabarıktır ki edebiyatımızda… Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Şubat 11, 2007

Yazarın dublörü: Müstear

Mustafa Kemal Atatürk, 1937’de, Hatay meselesi ile ilgili olarak, başında İsmet İnönü’nün bulunduğu hükümeti, bir makale yazarak eleştirir ve metni ‘Asım Us’ adıyla gazetede yayınlar. Yazı, Hatay sorununun çözülmesinde ve hükümetin üzerinde etkili olur.

‘Yaşar Kemal’ takma adıyla tanıdığımız Sadık Kemal Göğçeli, geçiminin temini için Yeşilçam’a film senaryoları yazar. Senaryoları sık sık Emniyet’in Sansür Masası’na takılınca, yazar çareyi senaryolarının altına ‘Azmi Kütüval’ imzasını atmakta bulur. Senaryolar sansüre takılmaz; çünkü bu isim Sansür Masası’nın başında bulunan amirin adıdır. İttihat ve Terakki’nin ve dönemin milliyetçi cereyanının önemli isimlerinden biri olan Naci İsmail Pelister, uydurma Alman profesör isimleri kullanarak Türk ırkının üstünlüğü ile ilgili kitaplar yazar. Almanya kitaplara itiraz eder ve bu durum iki ülke arasında diplomatik sürtüşmelere sebep olur. Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Şubat 4, 2007

379 milyon dolarlık maç

379 milyon dolarlık maç Bir maç düşünün ki ortalama bilet fiyatı 613 dolar yani 860 YTL. Bir maç düşünün ki 30 saniyelik televizyon reklamının maliyeti 2,6 milyon dolar. Bir maç düşünün ki 6 saatte 613 milyon dolarlık bir değer yaratsın. Bu söz konusu maç bu gece Türkiye saatiyle 1.00’de ABD’nin Miami kentinde oynanacak.

Amerikan Futbol Ligi final maçı Super Bowl’da Chicago Bears ile Indianapolis Colts karşılaşacak. Tüm ABD pazar günü ekran başına geçip yaklaşık 4 saat sürecek bu mücadelenin sonucunu bekleyecek. Ama mücadeleden öte ticari bir şov da gerçekleşecek. TV reklamları, bilet satışı, sponsorluklar derken tek günlük bu sportif faaliyet tam 379 milyonluk gelir getiriyor. Forbes dergisinin son araştırmasına göre tek günlük gelir bakımından ne Olimpiyatlar ne de Dünya Kupası Super Bowl’a yetişemiyor.

TELEVİZYON BAŞINDA 140 MİLYON SEYİRCİ

Bugünkü maç için 145 milyon ABD’linin ekran başında olması bekleniyor. Bu kadar büyük harcamanın hedefi de işte bu izleyici. Son 10 yılda her Super Bowl maçını ortalama 87,6 milyon kişi izledi. ABD’li televizyon şirketleri reklamverenler de bu büyük kitleyi kaçırmamak için kesenin ağzını açıyor. Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Şubat 4, 2007

Holdingler maaşta tek haneyi seçti

Türkiye’nin önde gelen şirketleri çalışanları için 2007 zam oranlarını enflasyona paralel olarak yüzde 7-10 aralığında belirledi. Holdingler de başarılı çalışanlarını kaybetmemek yeni eğilim ise prim ve performans yönetiminden sonra ‘kilit personel’ uygulaması

Ceyda Çağlayan / Referans Gazetesi

Tek haneli enflasyona geçişle birlikte yıllık ücret artışlarını da tek haneli rakamlara çeken şirketler, bu yıl da geleneği bozmadı. Türkiye’nin büyük holdingleri 2007 için zam oranlarını yüzde 7-12 aralığında tuttu. Koç yüzde 9-12, Sabancı, Zorlu, Doğuş ve Nurol Holding 7-10, Anadolu Grubu 8-10, Soyak ise yüzde 9 artış gerçekleştirdi. Oranların düşük kalması nedeniyle çalışanların motivasyonunun düşmesini önlemek isteyen şirketler farklı yöntemler peşinde. Kilit personele farklı oranda zam, prim gibi yöntemler bunlar arasında yer alıyor. Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Şubat 4, 2007

Doğanın kestiği ceza: Açlık ve Kuraklık

Küresel ısınma tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de tehdit ediyor. Uzun süredir konuşulan felaket senaryoları bir bir hayata geçiyor

Karadeniz ve Marmara dışındaki 5 bölge çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu yaz son 30 yılın en kurak yılı olacak. Türkiye’de son 40 yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin hektar sulak alan, yani su kaynaklarının yarısı yok oldu. Kuraklık devam ederse Türkiye tarım üretiminin yüzde 30’unu kaybedecek. Susuzluk beraberinde açlığı da getirecek.

Dünya, doğanın tehditi altında. Küresel ısınma, kimseyi ayırt etmeksizin doğaya verilen zararın hesabını soruyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde birbiri ardına yapılan toplantılarda küresel ısınmaya karşı yeni savaş taktikleri geliştiriliyor. Alternatif, yenilenebilir enerji, su kaynaklarının verimli kullanımı için projeler üretiliyor. Küresel ısınma Türkiye’de de artık iyice hissediliyor. Uzmanlar Türkiye için en önemli tehditin kuraklık olduğunu söylüyor. Bunu veriler de doğruluyor. Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Şubat 4, 2007

Kemal Tahir’in İstanbul’u…

“İstanbul Bedestanı”na ayrılmış sayfalar, Türk romanının unutulmayacak seçme parçaları arasındadır. Romancı, bedestendeki atılmış, sahip çıkılmamış eşyaya bakarak, dalıp giderek, kültür mirasının nasıl acımasızca har vurulup harman savrulduğuna işaret eder.Kemal Tahir’i 1960’ların iyice sonunda tanıdım. O günleri, Kemal Tahir’le geçen zamanı Kar Yağıyor Hayatıma’da uzun uzadıya anlattım. Ama Kemal Ağbi’nin eserindeki İstanbul’dan pek söz açmadım.

Ünlü romancımız ikide birde anılara dalıp gitmezdi. Çok çalışkan bir yazardı; belki anılarını dile getirecek zamanı yoktu. Çünkü akşamüzeri, dört buçuktan sonraki dinlenme zamanlarında hep yeni, yazmakta olduğu romandan konuşur; o romanı adeta konuşa konuşa bizlerle ve daha çok kendisiyle tartışırdı.

Bölük pörçük anılarından devşirdiklerim şunlar:

Annesi saraylı Nuriye Hanım, babası II. Abdülhamid’in hünkâr yaverlerinden, deniz subayı Tahir Bey’miş. Tahir Bey, ayrıca, Yıldız Sarayı’nda Abdülhamid’in özel marangozhanesinde çalışmış.

1908’de İkinci Meşrutiyet’le birlikte ailenin yaşamında önemli değişiklikler oluyor. Emekliye ayrılan Tahir Bey, Balkan Savaşı’nda tekrar askere alınıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda yaralanınca, aile, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşamış. 1916-1918 arası, Tahir Bey hastanelerde inzibat subayı olarak görev alıyor. Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Şubat 4, 2007

Mümin kalp ve bir kimlik olarak milliyetçilik

Nuh’un (as) oğullarından biri babasına iman etmemişti. Babası kendine inananları gemiye bindirirken o ayrılarak bir kenara çekilmişti. Nuh ise oğlunun da gemiye gelmesi için dua edecek ama bu duası kabul olunmayacaktı.Ayetin bize bu oğul için bildirdiği ise müthiş açılımlar getiriyor aile ve kan anlayışımıza (11:46): “Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir.”

Aynı kandan bile olsanız evladınız, ana babanız ‘uyumsuz’ çıkabilir. Demek ki ‘aile’ olmak için tek kriter kan bağı değildir. Kur’an’ın ifadesine göre -Peygamberimizin (sas) sünnetinde de karşılaştığımız gibi- idrak etmemiz gereken şudur: Birbirine kan bağıyla bağlı aile mensupları her zaman ‘aile’den olmayabileceği gibi, başka soydan, başka kavimden gelenlerle de pekâlâ ‘aile’ olabiliriz.

Böylelikle ırk, din, köken gibi ayrımların yalnız Allah katında değil, dünyada da pek geçerli bir parametre olmadığına varırız bir kez daha. Kalbin sırrı herkese kendi işittiği lisanda ulaşsa da, hakikat adına kimse mutlak hüküm veremez.

Hepimiz ‘aile’den miyiz? Tamamını Okuyun…

Posted by: yeguner | Ocak 27, 2007

‘Ceb’imize yabancılar dadandı


İskandinav bölgesinin en büyük telekom şirketi TeliaSonera, Turkcell’le ilgili olarak Çukurova aleyhine açtığı tahkim davasını kazandı. TeliaSonera’dan yapılan açıklamada, Uluslararası Ticaret Odası’nda açılan davada tahkim heyetinin, Çukurova’nın Turkcell Holding’de kalan tüm hisselerini 3,1 milyar dolara TeliaSonera’ya satması gerektiği belirtildi.

Satış işlemi gerçekleşirse, Turkcell İletişim’in yüzde 37,1′ine sahip olan TeliaSonera’nın şirketteki payı yüzde 64,3′e yükselecek. Turkcell Holding, Turkcell İletişim’in yüzde 51′ine sahip bulunuyor.

ÇUKUROVA HİSSELERİ SATMAKLA YÜKÜMLÜ

Turkcell İletişim Hizmetleri A. Ş ile ilgili olarak Sonera Holding B. V’den Borsaya gönderilen açıklamada da, Sermaye Piyasası Kurulu’nun 24 Kasım 2006 tarihli mektubu ile hakkında bilgi talep edilen tahkim süreçlerinden birine ilişkin olarak Milletlerarası Ticaret Odası’na tabi tahkim heyetinin, yaklaşık 3,1 milyar dolar bedel karşılığında Çukurova Holding A. Ş.’nin, Turkcell Holding hisselerini Sonera Holding B.V’ye satmasını öngören nihai hisse satım sözleşmesinin, Mayıs 2005′de Teliasonera’nın bağlı şirketi Sonera Holding ve Çukurova arasında oluşmuş olduğunu belirten bir karar verdiği belirtildi. Açıklamaya göre tahkim heyeti, Çukurova’nın Turkcell Holding işleminin tamamlanmasına ilişkin olarak Sonera Holding ile iyi niyet çerçevesinde işbirliği içinde hareket etmekle yükümlü olduğunu kaydetti. Tamamını Okuyun…

Beyoğlu’nda gezersiniz elbette. İyi de, Galatasaray Lisesi’nin önünden yönünüzü Tünel’e çevirdiğinizde yolunuzun üzerinde iki kiliseyle karşılaşır mısınız hiç?

 

Birincisi, sol kolda ve yol üzerindedir. Katoliklere ait olan bu kilisenin adı, Sen Antuvan Kilisesi’dir. Bu daha fazla bilinir ve sanıyorum içinde İstanbul’da Müslüman “turist”e en bol rastlanan kilise unvanını açık farkla elinde tutmaktadır.

 

İkincisi ise Tünel’e daha yakındır ve görülmesi biraz dikkat ve marifet ister. Yine sol kolda, cephesi demir parmaklıkla kapalı, dik bir merdivenle inilen ve bu yüzden görmek ve ziyaret etmek için özel bir çaba sarf edilmesi gereken bir kilisedir.

 

Adı, Santa Maria Draperis Kilisesi’dir ve yine Katolik cemaatine aittir.

 

Ancak bu kilisenin tarihimiz açısından farklı bir özelliği var (zaten bu yüzden burada gündeme getiriyorum ya).

 

Gelip geçenler pek farkında değildirler ama kilisenin İstiklal Caddesi üzerindeki üç kemerli girişinin sağdaki kemerinin üzerinde mermer plakaya yazılı bir kitabe meraklıların dikkat nazarlarını çeker. Burada bir Osmanlı padişahının ve bir İstanbul belediye başkanının adı yazılıdır.

Peki kimlerdir bunlar?

 

Kilisenin yapımına izin veren padişah, Sultan II. Abdülhamid’dir. Tamamını Okuyun…

Eski Gönderiler »

Kategoriler